Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri
Tayfun Carlı
Tayfun Carlı
tayfun.carli@lifebursa.com

Elini Doğadan Çek, Pandemi Cıs Yapar...

16 Şubat 2021 Salı, 12:24

Geçende Türk İmmunoloji Derneği Sayın Başkanı Prof. Dr. Barbaros Oral'ın organize ettiği 'Tek Sağlık' kavramı konusundaki toplantının konuşmacılardan biriydim. Harika bir toplantı oldu. YouTube'dan izlenebilir.

Bu toplantı sonrası, orada zaman bulmadığım için değinemediğim, ama konunun aslında ana omurgasını oluşturan şey, Ekoloji bilimiydi...

Ekoloji şunu anlatmaya çalışan bir bilimdir: Her canlı sınırları içinde aslında rahat eder.

1979 üniversite birinci yılında derslere başladık. O zamanlar zorunlu seçmeli diye ders yoktu. Tüm dersler zorunluydu. Zorunlu olmasa neden ders olsun ki... Gerçekten 12 Eylül 80 darbesi, Türk bilimini yok etti.

Pırlanta gibi hocalar ve gençlerle dolu ve çoğu üniversitesi çağdaş Avrupa ülkeleri ekolüyle denk seviyede bilim üretiyor, verim veriyordu.

Hocaların üniversite eğitim sürecimizde entellektüel kapasitemizi süslemek ve ona estetik katmanın yanı sıra, evrenin düzenini anlamamız amacıyla koydukları çok önemli bir ders bulunuyordu müfredatımızda: Ekoloji.

Ekoloji canlıların birbiriyle ve fiziksel çevreleriyle ilişkilerini inceleyen bir bilim dalı.

İçinde insanlardan viruslara, alglerden hayvanlara ve bitkilere dek her canlı ve onların fiziksel çevreleri adı altında bulunan su, atmosferik çevre, toprak bulunuyor.

Peki ne anlamı var bunun?

Öyle bir anlamı var ki değerli okurlar.

Sizler veya bizler, tüm insanlık bu ekolojik sistemin bir parçası. Bu sistemin ne altında ne üstünde. Kimse bu sistemi yönetemiyor. Ancak ekolojik sistem içinde bir harmoni içinde bulunursa, her canlı sağlıklı ve huzurlu yaşayabiliyor. Sanırım anladınız...

İnsan bu ekosistem içinde kendine düşenden fazlasını almaya başlayınca, yani arsızlaşınca, denge kendiliğinden bozuluyor. Beklenmedik olaylar karşımıza çıkıyor. Atmosferdeki ozon tabakasının incelmesinden, kutuplardaki buzulların erimesine, iklim değişikliklerinden sellere dek, hepsinin sorumlusu bizim bu ekolojik sistemdeki dengesizlikleri yaratmamız.

1979'da ekoloji dersi için Kanada'dan gelen hocalarımızdan biri olan Prof. Dr. Altan Acara, o zamanlar eski slayt makinesi ile bize, uzaydan İstanbul Boğazı'nın ve Kuzey Karadeniz'in fotoğraflarını göstermeye başladı. Ağzım açık kalmıştı. Zoomlarla İstanbul boğazını uzaydan yakınlaştırarak slaytları değiştirdiğinde simsiyah bir leke belirmeye başladı Kuzey Karadeniz'den boğaza doğru uzanan...

'Bu boğaza uzanan leke ne?' diye sordu Altan hoca 28 kişilik, gerçekten üniversite okumaya hak kazanan bizlere. Hiç birimiz bilemedik tabi.

Birkaç slayt sonra zoomlarla daha da yakınlaşınca o kara lekenin bir balık sürüsü olduğunu anladık. Balıkların tek tek siluetleri belirmeye başlamıştı.

Ve iki-üç slayt sonrasında görünüm iyice zoomlanınca, sonunda bu balık sürüsünün hamsiye ait olduğunu gözledik. Adeta sürüdeki balık sayısını belirleyecek kadar duyarlılıktatdı çekimler.

Hayatımda çok şey değişmişti o an. Uzaydan denizlerimizdeki hareketleri, parmak kadar balıklara dek incelenebildiğini bize anlatmıştı hoca.

Yani Kanada'dan Türkiye'deki her insan istenirse izlenebiliyordu.

Bu konu biryana uzaydan kameralarla fotoğraflanacak büyüklükte kocaman hamsi sürülerine sahip bu coğrafyada, günümüzde hamsi kendi başına mı azalmaya karar vermişti.

Tabi ki hayır, nedeni bizleriz bu hamsi popülasyonunun yok olmasının. Nedeni yıllardır, Karadeniz'i Tuna nehri aracılığı ile Avrupa'dır. Karadeniz doldu taştı ve Marmara'yı etkiledi ve bizlerin de sanayi foseptiği olarak kullanmamız sonucu, bu güzelim iç deniz sadece bir su birikintisi durumunda bugün. ekosistemini yitirdi... İçin de deniz atlarından, inci istidiridyelerine, dörder kiloluk karagöz sürülerinden, olta atsan yere düşmeyecek uskumru sürülerini barındırırdı Marmara. 20 metre derinlik cam gibi görünürdü.

Yanımıza kar mı kalacak? Hayır bence faturası ağır olacak... Bekliyoruz. Sessiz bir bomba sanki...

Tıpkı bugün yaşadığımız pandemi gibi. Koronavirus pandemisinin bir virus saldırısı olduğunu anlatan ahmak profesörler varya; içim yanıyor bunları dinledikçe televizyon kanallarında...

Ulan profesör viruslar canlı mı? Kafaları mı çalışıyor da, bize saldırıyorlar? İşte profesörler bile böyle. !980 sonrası üniversitelerimizden profesör manzaraları. Çünkü bizler ego-sentrik ve kendimizin her şeyi yöneteceğimizi zanneden, ekolojini en tepesinde kendimiz konumlandıran, aslında zavallı ve kendi bindiği dalı kesen organizmalarız.

1980 darbesinin faşist postalı altında kalmadan bir sene önce, üniveristelerin çağdaş bir biçimde yürüdüğü zamanda, bizlerin ekolojiyi çatısı altında koronavirus pandemisinin nerden geldiğini anlamamız daha kolay. Çünkü daha az sayıda, daha anlamlı derslerle donatılmış ve gerçekten dünya çapında bir eğitim alabildik...

!Bu bağlamda hakikaten bugün bizim başımıza bela olan virus nereden çıkmıştı?' diye soruyorum sizlere...

Bir yerden çıkmadı bu virus. Bu virus vardı. Nerde vardı? Bu virus yarasalardaydı. Ve onları hastalandırmadan onlarla birlikte yaşayıp, gidiyordu.

Peki insan rahat durur mu? Tabi ki durmaz!

Her alanı mahvettiği gibi, yarasa popülasyonlarının en yoğun olduğu uzak doğudaki Vietnam, Kamboçya, Malezya, Endonezya gibi ülkelerde ormanları yok etmeye ve tarım ile ilişkili biçimde veya zevk odaklı bu ormanları insanlaştırmaya (antropolizasyon) başladı.

Bu ormanlarda kendi halinde yaşayan yarasalar dışkı ve tükürükleri ile insanların ve insanlara ait hayvanların ekosistemine dahil edildi.

İşte size coronavirus. Zorla arı kovanına çomak sokarsanız. Arı da sizi sokar...

Ne işin var yarasaların eko sisteminde?

Ne işin var evini ormanın içinde yaparsın?

Ne işin var ormanları yok edersin?

Babanın malı mı ormanlar?

Bunu sadece uzak doğuda bu yarasa-insan temasını sağlayarak bugünün pandemisine neden olanlara değil, bizim ülke dahil ağaçları, toprağı yok eden egoist ve geleceğine balta vuran, başta viruslara canlı diyen zavallı profesörcükler olmak üzere, denizlere, nehirlere, dağlara, toprağa saygı duymayan yaratıklara soruyorum:

Ne işin var denizlerde, mavi turlarda?

Neden elindeki pet şişeleri atıyorsun denize?

Neden fosseptiğini boşaltıyorsun denizlere?

Utanmıyor musun?

Yeni bir pandemi de denizden mi gelsin?

Bunu mu bekliyorsun?

Sorular bitmez bende... Ama şunu bilin. Siz elinizin ayarını bilmezseniz. Ekolojik denge elinizle birlikte sizi yok eder... Terbiyeli olun, haddinizi bilin...

Şu kısacık yaşamınızda kendi sınırlarınızda basit ve sade yaşayıp gidin...

Ormanları, denizleri, dağları, nehirleri, misafir gibi ziyaret edin ve kalıcı olmayın oralarda. Başka bir dünya yok, kendinize gelin.

Bu arada pandemi kaynağı yarasalar orda duruyor, virusun kaynağını bulmak isteyenler, gidip uzak doğudaki yarasa popülasyonlarını tarasınlar. Uzak doğu ülkelerindeki ormanlar başta, tüm ülkelerdeki ormanlardaki insan yaşam alanları da acilen boşaltılsın bir an önce, yeni pandemiler yaşanmadan. Çok geç olmadan...

Sağlıklı bir gelecek, doğa izin verdikçe, onu sadece kısa üsre ziyaretle mümkündür.

Elinizi, evinizi, işinizi doğadan çekiniz.