Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri
Okan Erkal
Okan Erkal
okanerkal@lifebursa.com

Osmanlı Devleti'nin diğer yüzü

19 Şubat 2021 Cuma, 09:18

Bugün Osmanlı sanatında çoğu kimsenin bilmediği bilgilere göz atalım. Bunlar sır değil ancak nedense gün yüzüne çıkmamış ya da çıkmaya çalışırken unutulmuş önemli olaylar.

Osmanlı İmparatorluğu savaşçı bir topluluktu.

Ancak; bunun yanında sanat Osmanlı'da bir hayli ilerideydi.

Ama biz Fatih Sultan Mehmet'i hep karadan yürüttüğü gemilerle ve şahi toplarıyla hatırlıyoruz.

Halbuki Arapça, Farsça, Yunanca ve İtalyanca bilen dönemin bir entelektüelidir Fatih.

Mücevher ustası olan Kanuni'nin aynı zamanda Muhibbi mahlaslı bir şair olduğunu da unutmadan söyleyelim ve II. Beyazıt'ın Türk müziğine önemli besteler üretmiş bir bestekar olduğunu da hatırlayalım.

Askeri ve siyasi başarılarının yanı sıra önemli kültürel gelişmelere öncülük etmiş, birden fazla devlet adamının varlığını öğrenince Avrupa'nın bize niçin gaddar dediğini ve niye korktuğunu anladım; çünkü bu Avrupa için kolay yoldu bugün değil ama o zaman gerçekten Türkleri ve Osmanlı'yı kıskanan bir Avrupa vardı.

Öyle ki, o zamanlar sanatı ülke yönetmek için kullanan bir Osmanlı karşımıza çıkar.

Bunu nereden mi biliyoruz?

İleride ülkenin başına geçecek şehzadeler için yapılan dönemin el yazmalarını minyatürlerini Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde bulabiliriz.

Peki nedir bu el yazmaları veya minyatürler?

Bunları günümüzün albümleri veya çizgi romanları olarak düşünebiliriz aslında.

Bu el yazmalarında padişahın ülkeyi nasıl yönetmesi gerektiği ve bir padişahta olması gereken vasıfların neler olduğunu görebiliriz.

Küçük yaşlardan beri bunları bir ders kitabı gibi okuyan şehzadeler ise ülkeyi adaletli bir şekilde yönetmeyi, saray içinde izole olmak yerine dışarı çıkıp halkla iç içe olmayı benimsemişler ve sosyal devletin ne olduğunu bu yazmalardan öğrenmişlerdir.

18. yüzyıla geldiğimizde ise Osmanlı kültürel ve sanat anlamında altın çağlarını yaşıyor desek yanlış olmaz.

Bu yıllarda Avrupa'da üç büyük kent vardır.

Bu kentler Paris, Londra ve İstanbul'dur.

Ve belki de 18.yüzyılın en önemli kentidir İstanbul.

Nedeni ise bu yıllarda kültür sanat ortamını şekillendiren bir moda anlayışı ortaya çıkmasıdır.

Turquerie modası.

Nedir bu Turquerie? Turquerie üslup veya herhangi bir akım değildir.

Kısaca;

Avrupa'da "Türk Modası" anlamına gelmektedir.

Bu modayı ünlü hale getiren ise bir Boğaziçi Ressamı olan Fransız Van Mour' dur.

Van Mour, Fransız bir elçiyle İstanbul'a gelir ve İstanbul'u çok sever.

Ressam olan Van Mour, tablolarında İstanbul görünümünü, boğazı, insanları, sosyal yaşantıyı, padişahları, saray içlerini, resmeder ve Boğaziçi Ressamları arasında yerini alır.

Peki kimdir Boğaziçi Ressamları?

Yine en basit tabir ile 18.yüzyılda İstanbul sokaklarını, insanlarını, tasvir eden ressamlar için söylenir. Bu dönemde Osmanlı sanatı yükselişe geçmiş ve Batı Türk adetlerini taklit etmeye başlamış, Türk mimarisine, Türk müziğine ve görsel sanatlarına ilgi had safhaya ulaşmıştır. Batılaşan bir Osmanlı yerine Osmanlı'ya benzeyen bir Batı karşımıza çıkar.

Bu yıllara hemen örnek bir görsel ile bakalım.

Yukarıda gördüğünüz resim bir padişah eşi ve bir Osmanlı kadını değildir. Fransız kralının gözdesi, Madame De Pompa'dur. Bir Türk hanımı gibi giyinmiş, yere oturmuş ve yardımcısı ona Türk kahvesi servis ederken resmedilmiştir.

Özellikle Türk modası kontesler üzerinde oldukça etkili olmuştur. Türk kadınları veya padişah eşleri gibi giyinmeye çalışmışlardır.

Turquerie modasından etkilenen biri daha vardır bu yıllarda.

Önemli bir müzisyen dünyaca ünlü bestekârlardan biri olan;

Amadeus Wolfgang Mozart.

Turquerie modasından etkilenip, Türk marşını bestelemiştir. Evet, rastlantı sonucu veya isim benzerliği falan değil, Osmanlı saray modasına uygun olduğunu düşünerek yapmıştır o besteyi.

Osmanlı Devleti kurulduğu yıldan bu yana sanatla hep bir bütünlük içindeydi.

Ancak şimdi 1500'lü yılların başına gidelim. Osmanlı mimarisi ile ilgili biraz talihsiz ve biraz garip bir hikaye anlatacağım.

Dönemin padişahı olan II. Beyazıt'a bir mektup gelir. Mektupta Haliç ve Boğaziçi'ne bir köprü yapmaktan bahseder;

Leonardo Da Vinci.

Evet, dünyaca ünlü Mona Lisa tablosunun ressamı olan Leonardo Da Vinci Osmanlı'ya gelip proje yapmaya, tabiri caizse; can atar.

Eğer ki; inşa edecek mühendis yoksa onu da ben yaparım der, Leonardo.

Ve evet geç de olsa sonunda o köprü 2001 yılında yapılır. Ama İstanbul'a değil. Hatta Türkiye'ye bile değil. O köprü maalesef Norveç'in Aas kentine yapılır.

Ne yazık ki bu dünyaca ünlü sanatçı , İstanbul'un kapısından döner. Bu bilgileri öğrendiğim de üniversiteydim. Farklı duyguları bir arada yaşadım. Dünyaca ünlü sanatkarların Osmanlı Devleti'ne gelmeye can attığını okuduğumda; şaşırdım, gururlandım ve bu hikayeyi duyduğum da ise üzüldüm.

Ancak, sanatın bizim ülkemizde bu denli sevilmesi sanatçılarla konuşulması çok hoşuma gitmişti. Ama ben bu bilgilere niye bu kadar geç sahip olmuştum. Niçin daha önce tarih kitaplarında bunlardan bahsedilmedi diye düşündüm. Çünkü bu bilgiler yaşadığımız coğrafyada daha önce 600 senelik bir imparatorluk olan Osmanlı'ya farklı bakmamı sağlamıştı. Bu öğrendiğim şeyler sanki Osmanlı'nın diğer yüzü gibiydi.

Kim derdi ki; 18.yüzyılda Avrupa'da modaya yön veren bir imparatorlukken, dünyaca ünlü sanatkarlar ülkemize gelmeye çalışırken, dört dili aynı anda konuşan devlet adamlarına sahipken, 21.yüzyılda dünyadaki yerimiz maalesef 18.yüzyılı aratır konumda olacaktı.

Yukarda bahsi geçen konuları Osmanlı Subayı filminde orjinal adı (The Ottoman Lieutenant) olan Amerikan-Türk yapımı filmin bir sahnesinde görebilirsiniz.

Amerikalı doktor ile Osmanlı subayı arasında bir konuşma da Osmanlı askeri olan Halil Albay Amerikalı doktora şu lafı söyler;

"Sizin ülkeniz bataklık ve ormanlardan oluşuyor iken, kültür bizim ülkemizi yüzyıllardır aydınlatıyordu ve siz Roma gibi Yunanistan gibi tarihin karanlıklarına karıştığınızda biz hala burada olacağız." der ve gider.

Zaman ayırıp filmi izleyebilirseniz sizde göreceksiniz ki Osmanlı'nın başka bir yüzü daha var, eğer ki siz bu yüzü daha önce biliyor iseniz ne âlâ.

Bana kalırsa bunların bilinmesinde yarar var.

Osmanlı sadece savaşçı bir toplum olarak değil ayrıca bir zamanlar Avrupa'da sanata yön veren de bir imparatorluk olmuştur.

İyi hafta sonları dilerim...