Bursa
Açık
Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri
Hakkı Güleç
Hakkı Güleç
hakki.gulec@lifebursa.com

Siyaset, Propaganda ve Algılarımız

18 Kasım 2020 Çarşamba, 10:23

Siyaset, köken itibari ile at eğitimi olsa da siyaset ya da politika deyince de “devlet yönetme sanatı” akla gelir,

Aristo, “İnsan doğası bakımından politik bir hayvandır” der.

Algılarımız ise izlenilen politikalara yönelik propagandalar ile şekillenir.

Bilinmelidir ki en etkili propaganda, hissettirmeden yapılanıdır.

İnsanı insan yapan, onun üst beynidir. Üst beyin, eleştirel düşünen, mantık yürüten, muhakeme ve analiz edendir. Bu anlamda edindiği tüm bilgilerini, hayatın diğer alanları ile bağlantı kurarak kendisine özgü çıkarımları olanlar yapılan en ince propagandaların dahi farkındadırlar.

Akıl çapını geliştiren özgür akla sahip olunması, ancak zihnin yönetiminde üretilmiş düşüncelerle mümkündür.

Ezberletilmiş doktrinlerle oluşturulmuş algılara sahip olanlar algılarını

2+2 =4 gibi değişmez doğru yani olgu zannetme yanılgısına da düşebilirler. Onlar kendilerini inkar etmiş, üst beyinlerini devre dışı bırakmış, robotlaşmışlardır. Hayatları, birbirini doğrulayan 300-500 cümle ile gayet mutlu devam eder. Cahillik mutluluktur. Yaşayıp yaşamamasının toplumsal anlamda bir önemi yoktur. O çıkarcıdır. Bedensel ve hazza dönük hayvansal ihtiyaçlarını önemser. Sanat, felsefe anlamsızdır; bilim ise fayda sağladığı için önemlidir.

Sokrates’e öğrencilerden birisi bir haber getirir ve Sokrates bu haber için çocuğa “bu haber faydalı mıdır; doğru mudur; İyi bir haber midir; gerçek midir? ” sorar. Çocuk tüm sorulara “bilmiyorum” diye cevap verir. Sokrates “iyi, güzel, doğru, faydalı olup olmadığını bilmediğin haberleri bana söyleme” diyor. Bir şey duyduğumuz zaman bunun eleştirisel düşünce ile sorgulanması gerekir.

Propaganda, insanların duygu, düşünce ve davranışlarını etkilemek amacıyla planlanmış mesajlardır; tarafsız ve doğru bilgi sağlamak yerine hedef kitlenin algılarını istendik şekilde yönetmek esastır.

Halkın desteğini almak isteyenlerin yazılı, sözlü, sanal vb birçok kanallardan yaptıkları propagandaları nasıl okuyacağız? Doğruyu yanlışı saptırmayı, karalamayı nasıl anlayacağız?

Rakibi kötülemek için “düşünce hataları” dediğimiz genelleme ve etiketleme sık kullanılır. “X partililer bölücüdür. Y Mezhebinden olanlar şirke girmekteler. Z etnik kökenliler bölücüdürler” gibi...Karşı tarafın olumsuzlukları abartılır, olumlu yönleri görmez gelinir. Sürekli suçlanarak savunmada bırakılır. Kendi hataları karşı tarafa yüklenir.

Ör: İthalatı ödüllendiren, ihracatı vergilendiren, yerli ve millilik adına ne varsa yok edenler kendilerini “yerli ve milliciolarak tanımlar. Küresel yapıya hizmet edenlerin ateşli antiemperyalist söylemleri olabilir.

Yalanların büyüğü daha etkilidir. Kendilerine ait herkesçe de bilinse en  bariz  yanlışlarına tamamen kulak tıkanır. Hata, asla kabul edilmez.

Politikacılar en azından hedef kitleyi korumak ve arttırmak için “dost-düşman” söylemlerine ve  ötekileştirme, ayrıştırma içine girebilirler. Kimliklere (etnik köken, mezhep, cinsiyetçilik, bölgecilik ) saygı göstermekten çok kimlikçi yaklaşımlar sık gözlemlenir. En büyük silahları korku yaratmaktır. Güvenlik korkusu yaratılır. “Ben gidersem ülke batar” korkusu, “din elden gider, vatan bölünür” korkuları ile var olan geçimsizlik, işsizlik ve pahalılık gibi sorunlar baskılanır.

Vatan, millet, ahlak gibi kimsenin itiraz edemeyeceği kavramların tek adresi olmaya çalışılır.

Simgeler kullanılır. Millete mal olmuş değerleri, inançları ve kahramanları simgeleştirirler. Çoğunlukla eğer büker, içini boşaltır, eklemeler eksiltmeler yaparak kullandığı değerlere en büyük zararı verse de işine gelecek hale getirir.

Hitlerin Propaganda bakanı J. Goebbels’in sözlerinden;

“Bana vicdansız bir medya verin size cahil bir halk sunayım.”

“Basını hükümetin kullanabildiği dev bir klavye gibi düşünün.”

“Prestij ve karizma sahibi lider propaganda işini kolaylaştırır.”

“Bir heykeltıraş için taş neyse siyasetçi içinde insan odur.”

“İnsanların beyin tembelliğini gördükçe her istediğimizi yaptırabileceğimizi anladık.”

“Halkı her zaman ateşleyin soğumasına ve düşünmesine izin vermeyin.”

“Yalan söyleyin mutlaka inanan çıkacaktır söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa o kadar etkili olacaktır.”

“Kendinizi savunmak yerine karşınızdakini sürekli savunmada bırakın.”

“Sadece bir rakibinize odaklanın ve kötü giden her şeyin suçunu onun üzerine atın.”

“Parti devletinde yargı, devletin efendisi değil hizmetkarıdır.”

“Güce dayalı bir kuvvete sahip olmak güzeldir. Fakat halkın güvenini kazanıp koruyabilmek çok daha güzeldir.”

“Düşman unsurlarına komik ve aşağılayıcı lakaplar takın."

“Propagandaya önce görevliler inandırılmalıdır.”

Algılarımız

Bizler sadece beş duyu organımız var biliyorduk. Ancak nörobilim çalışmaları ile beynimizin en önemli algılama ve karar verme organı olduğu ve duyu sayımızın 33 olduğu tespit edilmiştir. Bununda dışında psikolojik, kimyasal ve elektromanyetik duyularımız sayesinde dış dünyada oluşan değişimleri beynimiz algılıyor, sonrasında nerede nasıl düşüneceğine karar veriyor, tepkileri oluyor. Algılarımız düşünce ve duygularımızdan etkilenir.

Doğuya gittikçe daha duygusal olan toplumların algılamalarında duygularının etkisi artarken batıya gittikçe düşünce temelli algılamalar artmakta.

Çoğunlukla  tepkisel davranan doğulular daha çabuk kızan, alınan sevinen, üzülenlerdir.

Daha acımasız olan ancak daha çok mantık, muhakeme, düşünme temelli algılara sahip batılıların daha fazla filozof, bilim adamı çıkarması ve şairlerin, peygamberlerin, gönül adamlarının doğudan çıkmasında coğrafya etkisi akla gelir.

Türkiye, ne doğu ne batı hem doğu hem batıda yer alan kuzeyin güneyi, güneyin kuzeyi bir ülke olduğundan; ”biz bize benzeriz” hiçbir kategoriye girmeyiz ama her kategoriyi yansıtırız. Bu anlamda bu devasa ülkeyi kalıba sokmak isteyenler hiçbir zaman başarılı olamamışlardır.

Yolumuz, hiçbir kategoriye girmeyen, doktrinlere saplanmayan, aklı vicdanı ve liyakati  önceleyen, bilimi rehber alanların yoludur.